Hakkımızda

İstanbul

Geçmişte birçok kültüre ve İslam Medeniyetine ev sahipliği yapmış bu kutlu şehri “dünyanın başkenti” olarak tanımlamak asla mübalağa olmayacaktır. Coğrafi ve stratejik konumunun yanında kültür ve medeniyet şehri sıfatlarıyla tüm gözlerin üzerinde olduğu İstanbul, Meraga’lı komutan Bizans’tan, Hz. Peygamber (s.a.v)’in davet mektubunun muhatabı Heraclius’a, Ebu Eyyub el Ensari’nin de katıldığı fetih çabalarından, müjdelenmiş Feth’e, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, bugünden yarına taşıdığımız en önemli emanettir.

İstanbul’a Bakış

Fetihten sonra 470 yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı (başkent) olan İstanbul’da ibadet etmek için camii, İslam’ı muhafaza etmek için mahalli mescitler, sosyal hayatı geliştirmek için suyolları, çeşme, mektep, medrese gibi birçok yapı inşa edilmeye başlanıp, eski doku bozulmamış sadece bazı eserler fonksiyon değişikliğine uğramıştır. Bu muazzam çalışmalar sayesinde Osmanlı’nın en zayıf ve buhranlı dönemlerinde bile şehir bakımsız hale gelmemiştir.

Ancak Cumhuriyet’in ilanı ile Ankara başkent olunca, İstanbul sanki unutulmaya terkedilmiş, kültür ve medeniyet eserleri birer birer ya yıkılmış ya da satılmıştır. Onarımı yapılmayan yüzlerce yıllık tarihi eserler ortadan kalkmış 1939 yılında Fransız mimar Henri Proust’un hazırladığı Nazım İmar Planı uygulanırken İstanbul’un tarihi ve çevre dokusunda büyük hasarlar meydana getirilmiştir.

Uzun süredir tarih, kültür ve çevre bilincinden uzak yöntemler eliyle İstanbul kaderine terkedilmiş, yoğun göç ve rant kavgaları İstanbul’u İstanbul’a yabancılaştırmıştır.

Problemli Yaklaşımlar

İstanbul’a yüklenmek istenen, yalnızca sanayi şehri, ticaret-hizmet şehri, kültür-sanat, turizm şehri, üniversite ve bilim şehri veya bunlardan birkaçını birden kapsayan şehir olma misyonları problemli ya da en azından eksik yaklaşımlardır. Oysa şehirler, içinde ve çevresinde yaşayan insanların her türlü ihtiyacını tarihi ve tabii dokusu tahrip edilmeden giderebilecek donanımlara sahip mekânlar olmalıdır.

  1. asrın son çeyreğinde Beyrut’laştırma, bu yüzyılda ise Singapur’laştırma, Manhatten’leştirme veya Dubai’leştirme projeleri ile karşı karşıya kalan İstanbul elbette bu manada ciddi riskler altındadır.

İstanbul, 1453’ten itibaren İslam medeniyetinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Fetih sonrası oluşturulan yeni mahalleler ve çevresinde gelişen suyolları, tekkeler, camiler, mescitler gibi birçok yapı İstanbul’a yapılan ilk mahalli hizmetlerdir.

Özellikle Osmanlı’nın yükseliş devrinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın yaptırdığı Fatih Camii, Topkapı Sarayı, İstanbul’a ilk yerleşen Müslümanların yaşayacağı mahalleler ve çevresinde inşa edilen mescitler daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Süleymaniye Camisi, inşasına Fatih Sultan Mehmed döneminde başlanıp bu dönemde biten Kapalı Çarşı, II. Bayezid dönemin eseri Bayezid Camisi, Sultan Ahmet döneminin eseri, Sultanahmet Camisi gibi Kadim İstanbul’un önemli İslam eserlerinin yaşayan yapılar halinde korunması, yüceltilmesi gereklidir.

Oysa günümüzde İstanbul’un tarihi olan Kadim İstanbul dahi olmak üzere büyük bir kısmı talan edilmeye çalışılmaktadır. Bu talanın günümüzdeki ismi Kentsel Dönüşümdür.  Nüfusu On Milyonlar ile ifade edilen bir ucu İzmit diğer ucu ise neredeyse Tekirdağ’a yaklaşan İstanbul’da tarihi yapılar, mahalleler risk altındadır. Koruma Kanunları hiçe sayılarak bu yapılar yıkılmakta ya da bilinçsizce yapılan yenileme çalışmalarına kurban gitmektedir.

Özellikle Vakıflar Kanunun işlevini yitirmesi, azınlık mallarının hibe yoluyla vakıf mülkleri haline dönüştürülmesi ve bu yolla yerli-yabancı şirketlerin hanları ve tarihi yapıları butik otel, kayıp cami ve mescitlerin yerlerini iş hanı, sarayları restoran haline getirmelerine sebebiyet vermiştir. Özelikle tarihi yarım adada bulunan onlarca güzide mahallede son zamanlarda yer bulan İslam tefekkürüne aykırı yapılar İstanbul’un İslam’dan kopuk, kozmopolit bir şehir haline getirilmek istendiğinin açık göstergesidir.

İstanbul’a gerek batının gerek ise restorasyon bilincinden uzak yöneticilerin, kültür ve medeniyet eserlerinin yenilenmesinde öne çıkan Bizans’laştırma ve İslam eserlerini yok sayma, tâli planda görme, hatta “Osmanlı dönemini bir işgal ve talan dönemi” olarak özetlenebilecek yaklaşım sergilemeleri İstanbul’un tarihi, kültürel yapısına yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür.

Jakoben elit ile el ele vermiş, tarih, medeniyet ve kültür şuurundan uzak yöneticilerin yaklaşımları, merkezi ve mahalli idarenin ilgisizliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Koruma Kurullarının duyarsızlığı, Sivil Toplumun Örgütlü bilincinden yoksun kalan İstanbul’un karşı karşıya kaldığı süreç adeta, İstanbul’un Gırnata’ya, Kabil’e, Bağdat’a benzer bir şekilde tahribe maruz bırakılması, Kudüs gibi hüzne gark edilmesi sonucunu tevlit eder.

Çözüm İçin Temek Bakış Açıları

Yeryüzünün medeniyet, tarih ve kültür sembollerinin en önemlilerinden biri olan İstanbul, tüm insanlığın özelde İslam Medeniyetinin gelecek kuşaklara olabildiğince “öz” olarak teslim edilmesi gereken baş emanetlerindendir. Bu emanete sahip çıkmak her bilinçli vatandaşın ortak görevidir.

Genel ve Yerel kamu otoritelerinin İstanbul’a dair ilmi, insani ve milli yaklaşımlara kavuşması sağlanmalıdır. Bunun yanında sivil toplumun öncelikle medeniyet, tarih ve kültür bilinci ile donatılıp, bu bilinçle ve birikimle İstanbul’a sahip çıkmasını temin etmek kaçınılmaz bir görevdir. Uluslararası camianın direkt ve dolaylı yoldan İstanbul’u hedef alıcı çalışmalarına karşı azami dikkat gösterilmeli, insani yaklaşım noktasında onlara da yol gösterici olunmalıdır.

İstanbul’un tarihi yapısını, manzarasını, demografik yapısını korumak ‘bizlerin’ en önemli görevidir. Resullah Efendimizin (s.a.v.) İstanbul’un fethini ashabına anlatıp, “İstanbul elbette fetholunacaktir; onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir”  cümleleri bu görevin emri niteliğindedir.  İstanbul kentsel dönüşümlere, insansızlaştırılmaya, bilinçsiz yapılaşmaya, mahallelerin birleştirilerek Kadim İstanbul’un yok edilmesine mahkûm edilmemelidir. Mahalle kültürünün sadece bir kültürel doku değil de İstanbul’un fethinden beri  Müslüman halkı bir arada tutan, birleştirici görevinin olduğu da unutulmamalıdır.

İstanbul, taşıdığı misyon ile insanlık alemine güvenlik ve adalet, özgürlük ve barış, refah ve paylaşım umdeleri ile sanat ve kültür değerleri bakımından söylenecek söz anlamında yüksek değerleri sinesinde barındıran abide bir şehirdir. Özetle bize düşen bu güzel şehri, Haliç’ten Boğaza, Yalılarından Korularına, En küçük mahalle mescitlerinden Ayasofya Camisine, Mısır Çarşısından Kapalı Çarşı’ya kadar özenle, tarih kültür ve medeniyet bilinciyle korumak ve gelecek nesillere olduğu gibi aktarmaktır.

Ve İSKAD

İstanbul’a tarih bilinci ile yaklaşan İstanbul Tarih Kültür ve Medeniyet Araştırmaları Derneği, (İSKAD) kurucu heyetinde bulunan tarihten iktisada, edebiyattan hukuka ve daha birçok, her biri kendi alanında uzmanlaşmış kişiler ve bünyesine katacağı yetkin üyeleri ile tüzüğünde belirtilen amaçları gerçekleştirmeyi bir insanlık borcu, behemehâl bir milli borç olarak telakki etmektedir.

İSKAD, tüzüğünde belirtilen “İstanbul’un sosyal, tarihi, kültürel, mimari doku ve yapısını korumak, geliştirmek ve yaşatmak” amacını ilgili tüm tüzel kişilerle ve İstanbullular ile birlikte gerçekleştirmeyi hedeflemektedir.

İSKAD, İstanbul’un kalbini daha net dinlemek için bünyesinde bulunan uzmanlarca hazırlanan akademik program çerçevesinde İstanbullulara, İstanbul’un ihtişamlı günlerine ait bilim ve sanat etkinlikleri hazırlamayı amaçlamaktadır.

İSKAD, yukarıda özetlenen İstanbul’a dair problemler ve çözüm önerileri konusunda tüm kişi ve kuruluşları fikri ve maddi manada çözüm ortaklığına davet etmekte, ilişikte sunulan tüzük hükümlerini benimseyen herkesi aktif olarak üyeliğe davet etmektedir.

 

Saygılarımızla

İSTANBUL TARİH KÜLTÜR ve MEDENİYET ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ (İSKAD)